ISSN: 2630-5720 | E-ISSN: 2687-346X

Hızlı Arama




Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tıp Dergisi - : 52 (2)
Cilt: 52  Sayı: 2 - 2012
ÖZGÜN ARAŞTIRMA
1.
Keratoplasti Endikasyonları
Indications For Keratoplasty
Alime Güneş
Sayfalar 63 - 66
GİRİŞ ve AMAÇ: Keratoplasti (KP) operasyonlarında, endikasyonların ve operasyon tipinin dağılımını saptamak.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göz Kliniği’nde Eylül 2010–Aralık 2011 tarihleri arasında yapılan KP ameliyatları retrospektif olarak incelendi. Hastaların yaşı, cinsiyeti, KP endikasyonu ve operasyon tipi (Penetran keratoplasti (PKP), Derin anterior lameller keratoplasti (DALK), tek başına KP veya eşlik eden cerrahi işlemler) kaydedildi.
BULGULAR: Toplam 95 keratoplasti operasyonu çalışmaya dahil edildi. En sık rastlanan endikasyon psödofakik kornea ödemi idi (32 göz; %33.6). İkinci sıklıkta keratokonus (29 göz %30.5) ve 3. sıklıkta regreft (11 göz %11.5) izlendi. Toplam 95 operasyonun 82’si (%86.3) PKP ve 13’ü DALK (%13.6) idi. PKP olanların 4’ü (%4.8) ekstrakapsüler katarakt ekstraksiyonu (EKKE) ve arka kamara (AK) göz içi lensi (GiL) implantasyonu, 3’ü (%3.6) skleral fikse GiL implantasyonu, 1’i (%1.2) sulcusa GİL implantasyonu, 2’ si (%2.4) pupilloplasti, 2’si (%2.4) sinefliolizis ile kombineydi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Kliniğimizde psödofakik kornea ödemi en sık keratoplasti endikasyonu olarak tespit edilmiştir. Keratokonus, regreft, korneal distrofi ve travmatik skar ise diğer yaygın endikasyonlardır.
INTRODUCTION: To evaluate the distribution of indications and the type of operation for keratoplasty (KP) operations.
METHODS: Records of all patients who underwent KP at Umraniye Training and Research Hospital Eye Clinic, between September 2010- December 2011 were rewiewed retrospectively. The age and sex of the patient, indication for keratoplasty and type of the operation (penetrating keratoplasty (PK), deep anterior lamellar keratoplasty (DALK), penetrating keratoplasty (PK) only or concomitant surgical procedures) were recorded.
RESULTS: A total of 95 operations were included in the study. The most common indication was pseudophakic corneal edema ( 32 eyes; %33.6), keratoconus is the second most common indication (29 eyes %30.5) and regraft is the third most viewed (11 eyes; %11.5). Of the 95 operations, 82 (%86.3) were PK and 13 (%13.6) were DALK. Of the PK operations, 4 (%4.8) were combined with extracapsular cataract extraction (ECCE) and posterior chamber (PC) intraocular lens (IOL) implantation, 3 (%3.6) were combined with scleral fixated (SF) IOL implantation, 1 (%1.2) were combined with sulcus IOL implantation, 2 (%2.4) were combined with pupilloplasty, 2 (%2.4) were combined with synechiolysis.
DISCUSSION AND CONCLUSION: In our clinic, pseudophakic corneal edema was the most common indication for keratoplasty. Keratoconus, regraft, corneal dystrophy and traumatic skar were other common indications.

2.
Yoğun Bakım Ünitesi Hizmetlerinin Hastane Maliyetlerine Etkisi
The Impact Of Itensive Care Unit Services On Hospital Costs
Aygül Yanık, Osman Ekinci, Şahin Kavuncubaşı, Turhan Çaşkurlu
Sayfalar 67 - 73
GİRİŞ ve AMAÇ: Hastane yöneticilerinin ekonomik performansın sağlanması ve yükseltilmesi için yapacakları çalışmalara yön veren en önemli unsur, birimlerin hizmetlerine göre maliyetlerini bilmeleridir. Araştırmamızda; Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde 2010 yılı Yoğun Bakım Ünitesi (YBÜ) hizmetlerinin hastane maliyetlerine etkisini belirlemeyi amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Araştırmada retrospektrif yaklaşım benimsenmiştir. Kurum onayı alınarak hastane ve servis yöneticileri ile yüz yüze görüşmenin yanı sıra maaş mutemetliği, ihale işlem dosyaları, gider tahakkuk belgeleri, personel şubesi, depolar ve döner sermaye kayıtları incelenerek bilgi toplanmıştır. Maliyetlerin analizinde kademeli dağıtım yöntemi uygulanmıştır.
BULGULAR: YBÜ, Hastane yatak sayısının % 3,43’ünü oluştururken, maliyeti hastane toplam maliyetinin % 5,09’unu oluşturmaktadır. Araştırmada YBÜ maliyeti 6.112.864 TL. ve yoğun bakım hasta günü maliyeti ortalama 711,62 TL., Hastane toplam maliyeti 119.919.010 TL., YBÜ hariç 113.806.146 TL.ve hastane hasta günü maliyeti ortalama 578,97 TL. bulunmuştur. YBÜ hasta günü maliyeti hastane hasta günü maliyetinden ortalama %22,91 oranında daha fazladır.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Hastanede maliyetleri kontrol altına almak için sürekli maliyet kontrolü yapılmalı ve veri toplama sistemleri geliştirilerek kaliteli hizmet sunumu ile birlikte optimum maliyet sağlanmalıdır. Araştırmanın, üst yönetimin yoğun bakım yatak sayısını artırmanın hastaneye maliyetinin diğer birimlere göre % 22,91 daha fazla olduğunu bilmesi, YBÜ yatak ve personel sayısının planlanmasında yol gösterici olacağı kanaatindeyiz.
INTRODUCTION: The most important factor in directing hospital managers’ studies to ensure and improve the economic performance is understanding units cost according to services. In our study; we aimed to determine the impact of 2010 Intensive Care Unit (ICU) services on the hospital costs in Haydarpasa Numune Training and Research Hospital.
METHODS: Our study is designed as retrospective. After getting the institution approval, face-to-face interview was performed with managers of hospital and services, and also salivary trustee, procurement processing files, accrue expense documents, branch staff, storage, revolving fund records were examined to collect information. In analysis of costs, fractional distribution method was applied.
RESULTS: ICU constitutes 3.43% of hospital bed count, though its cost has high ratio of 5.09% of total hospital cost. In the study, cost of intensive care unit was 6.112.864 TL, mean intensive care patient day cost was 711.625 TL. Hospital total cost was found to be 119.919.010 TL, excluding ICU was 113.806.146 TL and mean hospital patient day cost excluding ICU was 578.97 TL. The cost of ICU patient per day was higher than hospital patient per day cost in a ratio of 22.91%.
DISCUSSION AND CONCLUSION: The optimum cost should be maintained by developing data collection systems to provide qualified services together with continuous supervision performed to control costs in hospitals. This study will lead senior management to evaluate requests of ICU bed and staff number by their knowing that increasing intensive care bed number results in 22.91% higher costs than that of other units.

3.
Pilonidal Sinüs Cerrahisinde Açık Bırakma, Karydakis Flep ve Limberg Flep Yöntemlerinin Karşılaştırılması
The Comparison Of Lay-Open, Karydakis Flap And Limberg Flap Techniques In Pilonidal Sinus Surgery
Aziz Ocakoğlu, Ethem Ünal
Sayfalar 74 - 78
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı pilonidal sinüs ameliyatlarında kullanmakta olduğumuz açık bırakma,
Karydakis ve Limberg flep yöntemlerinden elde ettiğimiz sonuçları incelemek ve güncel literatür eşliğinde tartışmaktır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Ocak 2008-Aralık 2009 arası dönemde pilonidal sinüs nedeniyle ameliyat ettiğimiz hastalar değerlendirmeye alındı. Hastaların dosyaları taranarak demografik özellikleri, uygulanan ameliyat tekniği, hastanede kalış süreleri, postoperatif komplikasyonları ve nüks oranları belirlendi. İstatistiksel değerlendirme ANOVA (post hoc Tukey-HSD) yöntemi ile yapıldı; p<0.05 anlamlı olarak kabul edildi.
BULGULAR: 84 hastanın 79 u erkek (% 94) 5 i kadın (% 6) idi. Yaş ortalaması 24.6 (15-44) olarak hesaplandı. Hastalar; sinüs eksizyonundan sonra yarası açık bırakılan hastalar (Grup 1, N=22, % 26.1), sinüs eksizyonu sonrası Karydakis lateral flep ameliyatı yapılanlar (Grup 2, N=27, % 32.1) ve sinüs eksizyonu ardından romboid Limberg flep çevrilenler (Grup 3, N=35, % 41.6) olmak üzere üç grupta incelendi. Postoperatif takip süresi ortalama 32 ay (18-44) idi. Hastanede yatış süreleri gruplar arasında bir farklılık göstermemekle
birlikte (p>0.05), grup 1’ de yaranın kapanması için geçen süre diğer gruplara oranla belirgin olarak uzun bulundu (p<0.05). Yara yeri akıntısı, infeksiyonu ve absesi grup 3’ te diğer gruplara oranla belirgin olarak fazla bulundu. Yara detaşmanı da kapatma için sütür kullanılan gruplarda (grup 2 ve 3) görüldü. Nüks en sık grup 2 de saptand› (% 11).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Açık bırakma, Karydakis flep ve Limberg flep yöntemlerinin herbirinin kendine özgü avantaj ve dezavantajları mevcuttur. Nüks açısından en güvenilir teknikler ise açık bırakma ve Limberg flep teknikleridir.
INTRODUCTION: The purpose of this study was to compare the results of laying open, Karydakis flap and Limberg flap techniques used in our patients with pilonidal sinus disease and to discuss our findings with current literature.
METHODS: Patients operated for pilonidal disease between January 2008 and December 2009 were evaluated. Medical records were investigated for demographics, operative technique applied, hospitalization period, complications and recurrences. Statistical analysis was done using ANOVA (post hoc Tukey-HSD) test, and p<0.05 was considered as statistically significant.
RESULTS: There were 84 patients (79 men, 94 % and 5 women, 6 %). Mean age was calculated as 24.6 (15-44). Patients were evaluated as laymen after sinus excision (Group 1, N=22, 26.1 %), Karydakis lateral flap (Group 2, N=27, 32.1 %) and romboid Limberg flap group (Group 3, N=35, 41.6 %). Average postoperative follow-up period was 32 months (18-44). Even there were no difference among the groups regarding hospitalisation period (p>0.05), healing process was seen to be longer for group 1 in comparison to the other groups (p<0.05). Wound discharge, infection and abscess were seen to be more often in group 3. Wound detachment rate was higher for the groups in whom suture closure was applied (groups 2 and 3). Recurrence rate was highest in group 2 (11 %).
DISCUSSION AND CONCLUSION: Laying open, Karydakis flap and Limberg flap techniques all have their own advantage and disadvantages. The most reliable methods regarding the recurrence rate were laymen and Limberg flap techniques.

4.
Kırım Kongo Kanamalı Ateş Olası Vakalarının Demografik Özellikleri, Klinik ve Laboratuvar Bulgularının Değerlendirilmesi
Evaluation Of Demographic Features, Clinical And Laboratory Findings Of Probable Cases With Crimean- Congo Hemorrhagic Fever
Zehra Esra Önal, Funda Yavanoğlu Atay, Gürkan Atay, Tamay Gürbüz, Narin Akıcı, Çağatay Nuhoğlu, Ömer Ceran
Sayfalar 79 - 82
GİRİŞ ve AMAÇ: Biz, 2007-2009 yılları arasında Kırım Kongo Kanamalı Ateş Hastalığı riski taşıyan, kene tarafından ısırılarak kliniğimize getirilen çocukları semptomlar, demografik özellikler ve laboratuvar bulguları açısından değerlendirmeyi amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu çalışmaya, kene tarafından ısırılmış yaşları 0-14 yaş arası olan 32 erkek ve 31 kız çocuğu alınmıştır. Kız çocuklar için ortalama yaş aralığı 3,92 ± 2.75, erkek çocuklar için ise 4,42 ± 2.77 yaş idi. Başvuru semptomları, hematolojik bulgular (hemogram, AST, ALT, INR, PT ) ve hastalığın sonucu değerlendirildi.
BULGULAR: Kliniğimize yatırılarak, takip ve tedavi edilen çocuklarda 3-10 günlük inkübasyon dönemini takiben akut başlangıçlı ateş en sık görülen semptomdu. Ateşi baş ağrısı, myalji, artralji, iştahsızlık, güçsüzlük gibi nonspesifik semptomlar takip etti. Laboratuvar bulgularında lökositoz, düşük hemoglobin ve hematokrit değerleri, yüksek AST, uzamış PT ve trombositopeni görüldü. Tüm çocuklarda tam iyileşme sağlandı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: 2007-2009 salgınlarında, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi etkeni olan Hyalomma cinsi kenenin İstanbul daki olgulardan sorumlu olmadığını gözledik. Kırım Kongo Kanamalı Ateşi epidemiyolojisi ve yayılımını; iklim, çevresel etmenler ve kişilerin alışkanlıkları gibi faktörler etkilediğinden, halkın bilinçlendirilmesini içeren kene kontrol ve korunma stratejilerinin farkında olmalıyız.
INTRODUCTION: We aimed to evaluate the symptoms, demographic features and laboratory findings of children who were bited by ticks and taken to our clinic with risk assessment of Crimean- Congo Hemorrhagic Fever (CCHF) between 2007- 2009 years.
METHODS: This study included 32 male and 31 female children aged between 0 and 14 years old who were bited by ticks. The mean ages were 3.92 ± 2.75 years for girls and 4.42 ± 2,77 years for boys. Presenting symptoms, haematological manifestations (hemogram, AST, ALT, INR, PT ) and outcome of the disease were evaluated.
RESULTS: Following an incubation period of 3-10 days, acute- onset fever was the most commonly seen symptom among our hospitalized children. Nonspesific symptoms such as headache, myalgia, arthalgia, nausea, weakness followed the fever. Laboratory findings revealed leucocytosis, decreased hemoglobin and haematocrit levels, elevated AST, prolonged prothrombin time and thrombocytopenia. Full recovery was obtained in all children without any fatal outcome.
DISCUSSION AND CONCLUSION: We experienced that, the vector for CCHF, the Hyalomma tick was not present in İstanbul between 2007-2009 outbreaks. Since climate, environmental factors and human behaviour influence CCHF epidemiology and spread, whe should be aware of tick-control and prevention strategies including public education.

5.
Transrektal Ultrasonografi Eşliğinde Prostat Biyopsisi Yapılan Hastaların Analizi
Analysis Of The Patients Who Underwent Transrectal Ultrasound Guided Prostate Biopsy
Selahattin Çalışkan, Orhan Koca, Mehmet Akyüz, M. İhsan Kahraman
Sayfalar 83 - 87
GİRİŞ ve AMAÇ: Çalışmamızda transrektal ultrasonografi (TRUS) eşliğinde prostat biyopsisi yapılan hastalarda prostat kanseri (PK) insidansını belirlemeyi ve prostat kanseri ile benign prostat hiperplazisi (BPH) arasındaki yaş ve prostat spesifik antijen (PSA) değerleri arasındaki farklılığı tespit etmeyi amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: 2004 ve 2010 yılları arasında TRUS eşliğinde prostat biyopsisi yapılan 2175 hasta çalışmaya alındı. Total PSA, prostat hacmi tespit edildi. Hastaların yaşı 41 ile 96 arasındaydı. Anormal rektal muayene bulgusu varlığı ve yüksek PSA değerleri (>4 ng/ml) TRUS eşliğinde prostat biyopsi endikasyonlarıydı.
BULGULAR: PK 662 hastada tespit edildi. 1403 hastada BPH patolojisi vardı. Yüksek dereceli intraepitelyal neoplazi ve atipik küçük asiner proliferasyon sırasıyla 13 ve 81 hastada tespit edildi. Granülomatöz prostatit (GP) 7 hastada saptandı. BPH’ li ve PK’ li hastaların ortalama yaşı 66.2±9.4 ve 70.3±8.7 idi. Total PSA değerlerin BPH’ li hastalarda 9.5±7.2 ng/ml iken PK’ li hastalarda 90.2±31.1 ng/ml idi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: PK tanısı için TRUS eşliğinde biyopsi gereklidir. Fakat yaklaşık olarak biyopsi yapılan hastaların üçte biri prostat kanseridir. PK BPH’ ne göre daha ileri yaşlarda görülür. PSA değerleri PK’ li hastalarda daha yüksektir.
INTRODUCTION: In our study we aimed to determine incidence of prostate cancer (PC) in patients who underwent transrectal ultrasound (TRUS) guided prostate biopsy and the differences between benign prostatic hyperplasia (BPH) and PC in terms of age and PSA levels.
METHODS: 2175 patients who underwent TRUS guided prostate biopsy between 2004 and 2010 years were studied. Total PSA, prostate volume (PV) were determined. Patients’ ages were between 41 and 96 years. Abnormal digital rectal examination and high PSA levels (>4 ng/ml) were the indications of TRUS guided prostate biopsy.
RESULTS: PC was diagnosed in 662 patients (%30.4).1403 patients (%64.5) had BPH pathology. High grade prostatic intraepithelial neoplasia (HGPIN) and atypical small acing proliferation (ASAP) were diagnosed in 13 (%0.6) and 81 (%3.6) patients. Granulomatous prostatitis (GP) was detected in 7 patients (%0.3). Mean ages of BPH and PC patients were 66.2±9.4 and 70.3±8.7. Total PSA levels were 9.5±7.2 ng/ml in BPH patients and 90.2±31.1 ng/ml in PC patients.
DISCUSSION AND CONCLUSION: TRUS guided biopsy is necessary for diagnosis of PC. But approximately one third of the patients who were biopsied have PC. PC is seen in more advanced ages than BPH. PSA levels are higher in PC patients when compared with BPH patients.

6.
Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğrancilerinin Ötanaziye Bakışı
Zonguldak Karaelmas University Medical Students’ Opinions About Euthanasia
Volkan Hancı, Serhan Yurtlu, Ferruh Ayoğlu, Okan Yavuzalp, Işıl Özkoçak Turan
Sayfalar 88 - 93
GİRİŞ ve AMAÇ: Çalışmamızda, tıp fakültesi öğrencilerinin ötanaziyle ilgili görüşleri değerlendirilmiştir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmamız Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Tıp Fakültesi 1., 2., 3., 4., 5. ve 6. sınıf öğrencilerine uygulanmıştır. Çalışmamı za toplam 195 Tıp Fakültesi öğrencisi alınmıştır. Veriler bir anket formu ile toplanmıştır.
BULGULAR: Anket sonuçlarına göre ö¤rencilerin %45.6’sı ötanazinin yasallaşması gerektiğini bildirmişlerdir. Öğrencilerin %39.5’i ötanaziye karşı olduklarını bildirmişler ve bunun nedenleri arasında ilk sırada dini inançları (%39.2) belirtmişlerdir. ikincil neden olarak ise, istismar riski (%34.2) belirtilmiştir. 139 öğrenci (%71.3) ötanazi uygulayan hekime ceza verilmemesi gerektiğini düşünmektedir. Öğrencilerin %82.6’sı ötanazi konusunun ülkemizde tartışılmasını yararlı bulmaktadır.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Ötanazinin ülkemizde hukuken yasak olmasına rağmen önemli ölçüde tıp fakültesi öğrencisinin ötanazi taraftarı olduğu görülmektedir. Ötanazi hekimlerin ya da diğer toplumun kesimlerinin kolayca taraftar ya da karşı olabilecekleri bir konu olmamalıdır. Ülkemiz için ötanaziye en uygun yaklaşımın belirlenmesi amacıyla; ülkemiz koşullarının ve bölgelere özgü farklılıkların yalnızca hekimlerde değil toplumun her kesiminde araştırılması gereklidir.
INTRODUCTION: In this study opinions of medical students about euthanasia were evaluated.
METHODS: After approval from the ethics committee, Karaelmas University Faculty of Medicine 1stst, 2th, 3th, 4th, 5th and 6th class students were administered in our study. Total of 195 students were taken our study. Datas were collected by a questionnaire.
RESULTS: According to results of this questionnaire 45.6 % of medical students thought that euthanasia must be legalized. 39.5 % of students were against the euthanasia and the was primary cause of this opposition religious beliefs (39.2%). Secondary cause was determined as risk of misusing (34.2%). 139 students (71.3%) adduce not to punish the physician who performs euthanasia. 161 (82.6%) think that it’s appropriate to discuss euthanasia in our country.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Although our country legally prohibited, significant medical students are seen as supporters of euthanasia. Physician’s or other public sector could not be easily supporters or opposition of euthanasia. Most appropriate approach for our country’s determination to euthanasia in order for our country and region-specific differences in terms not only of physicians in every segment of society is necessary to investigate.

DERLEME
7.
Anastezi ve Reanimazyon Uzmanının Yasal Sorumlulukları: 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun Getirdiği Yükümlülükler
Legal Responsibilities Of Anesthesia And Reanimation Specialist: Liabilities Under The Turkish Penal Code No. 5237
Volkan Hancı, Kemalettin Acar, Işıl Özkoçak Turan
Sayfalar 94 - 103
Günümüzde hekimlerin sanatlarını uygularken, sadece en güncel tıbbi bilgi becerileri takip etmeleri ve edinmeleri yeterli değildir. Tıp uygulamaları nın diğer dayanakları olan tıp hukuku ve tıbbi etik de, mesleğimizin uygulanması sırasında belirleyici olmaktadır. Tıbbi uygulamalarımız sırasında hukuksal sorunlarla karşı karşıya kalınmaması için tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına, anestezi ve reanimasyon alanında belirlenmiş olan standart uygulamalara uygun hareket edilmesinin yanında, hekimlik mesleğinin etik değerlerine uyulması ve mesleğimiz ile ilgili mevzuatın bilinmesi de önem taşımaktadır. Tüm toplumlarda, toplumu ve toplum düzenini korumak amacıyla “ceza” adı verilen yaptırım sistemleri uygulanır. Ceza; işlendiği nesnel olarak kanıtlanmış bir suçun karşılığı olarak uygulanır. Sadece suçu işleyenlere yöneliktir. Yargısal bir kararla hükmedilir. Yasal düzenlemelerle belirlenebilir. Türkiye’de suçlar ve bunların cezaları, 1 Haziran 2005 tarihinden itibaren, 5237 numaralı yeni Türk Ceza Kanunu (TCK) ile düzenlenmektedir. 5237 numaralı TCK’nın 4. maddesi ile “kanunları bilmemenin mazeret sayılmayacağı” açık ve net olarak belirtilmiştir. Hekimler tıbbi uygulaması sırasında “mesleki acemilik-yetersizlik”, “dikkatsizlik”, “tedbirsizlik”, “özen eksikliği” veya “talimatlara uymamak” gibi nedenlerle hastaya zarar verebilir. Hekimler bu durumda yasal olarak “kusurlu” sayı labilirler. Dolayısıyla tüm hekimler, mesleği ile ilgili hukuksal, yasal ve cezai sorumlulukları; bu sorumluluklar dışına çıkması halinde uygulanabilecek yaptırımların neler olduğunu bilmelidir. Yazımızda 5237 numaralı Yeni Türk Ceza kanununu getirdiği yükümlülükler ışığında Anesteziyoloji ve Reanimasyon uzmanının yasal sorumlulukları özetlenecektir.
In our day, it is not enough for doctors to merely follow and obtain the latest medical knowledge and skills while they perform their art. Other bases of medical practice, medical law and medical ethics, are also determinants in the profession. In addition to complying with the generally accepted principles and rules of medicine and the standard implementations of anesthesia and reanimation, it is of primary importance for doctors so as not to come face to face with legal issues during medical practice to also follow the ethical values of the profession and be informed about the relevant laws. All societies is applied the sanctions system, wich called “penalty”, because of maintain order communities and society. Criminal business objective as is a proven crime shall be implemented as money. Process is aimed at crime only. A judicial decision is dominating. Law and may be determined by law Crime and punishment in Turkey is organised by the new Turkish Penal Code (TPC) number 5237, since the 1st June 2005. 4th articles in penal code of 5237 was stated “an excuse for not knowing the law is being considered”, open and clearly. Physicians may be harm the patient such as “professional ineptitude-deficiency”, “careless”, “imprudence,” or “lack of care” in their medical practice. Physicians can be considered legally “defective” in this case. Therefore, all physicians should be aware of, about the legal profession, legal and criminal responsibility and what sanctions this responsibility can be applied in case of out order. This article summarizes the legal responsibilities of Anesthesia and Reanimation experts in light of the New Turkish Penal Code No. 5237.

OLGU SUNUMU
8.
Imerslund-Grasbeck Syndrome ve Erken Adölesans Döneminde Osteoporoz Başlanğıcı
Initial Radiologic Findings Of Osteoporosis In Imerslundgrasbeck Syndrome In Early Adolescence
Nevzat Aykut Bayrak, Esra Tozan Bayrak, Çağatay Nuhoğlu, Duygu Sömen Bayoğlu, Veysel Bayoğlu, Ömer Ceran
Sayfalar 104 - 107
İmerslund-Grasbeck sendromu (İGS), vitamin B12 eksikliği ve proteinüri ile seyreden iyi prognozlu bir malabsorpsiyon sendromudur. İleri yaşlarda bu hastalarda osteoporoz gelişimi önemli bir sorundur. Bu makalede, kliniğimizde İGS düşündüğümüz ve erken adölesans dönemde radyolojik osteoporoz bulgularına rastladığımız bir hastanın tanı süreci sunulmuştur.
Imerslund-Grasbeck syndrome (İGS) is a malabsorption syndrome with favorable prognosis where vitamin B12 deficiency and proteinuria is detected. One of the major problems that patients with this disease face in the elderly is osteoporosis. In this case report, we summarize the diagnostic course of a suspected İGS patient presented to our clinic with initial radiologic findings of osteoporosis in early adolescence.

9.
Crouzon Sendromunda Anestezi Uygulaması
General Anaesthesia In Crouton Syndrome
Emine Kumser Dinçer, Nurettin Kurt, Asu Özgültekin, Güldem Turan, Nebahat U. Özdemir, Selda Peker
Sayfalar 108 - 110
Kraniyofasiyal disostozis olarak da bilinen Crouzon sendromu, erken kraniyal sütür kapanması, hipertelorizm, ekzoftalmus, maksilla hipoplazisi ve tipik kurbağa benzeri yüz görünümü ile karakterize, genellikle otozomal dominant geçiş gösteren bir kraniyofasiyal sendromdur. Hava yollarının küçüklüğüne bağlı olarak solunum problemleri sıktır. Genel anestezi uygulanan olgularda zor entübasyon ve ayrıca periopereatif dönemde solunumsal komplikasyonlar sık görülmektedir. Olgumuzda, doğumunda Crouzon Sendromu tanısı almış onüç aylok erkek bebeğe kraniyosinostoz nedeniyle nöroşirürji kliniği tarafından kraniotomi planlandı. Nadir görülen bu sendromda anatomik bozukluklar zor hava yoluna sebep olduğundan, Crouzon sendromunda anestezi uygulamasına, bu olguyla dikkat çekmek istedik.
Crouzon syndrome, also known as craniofacial disostosis, is an autosomal dominant condition characterised by early closure of cranial suture, hypertelorism, exophthalmus, maxillar hypoplasia and typical frog-like appearance of face. Respiration problems are often due to narrow air ways. Difficult intubation and respiratuar complications in preoperative period are often seen in general anaesthesia. In our case, crainotomy was planned by the neurosurgery clinic for craniosynostosis to a 13 months old male baby diagnosed as Crouton syndrome at birth. We aimed to draw attention with this case to anaesthesia practice of Crouton syndrome, a rare case which causes difficult airway due to anatomic disorders.

LookUs & Online Makale